Belki de hayatın bir yerinde yaşamın kendisi ve içindeki insanların yarattığı sistemle barışıp, kurtuluş yolunun onun içinde en iyi şekilde varolmak olduğunu anlamamız lazım... Radikal yollar, radikal acı ve sızılar bırakıyor çünkü ardında. Aynı anda radikal olmayan yollar da belki başkalarını üzüp duruyor.
En derinlerdeki sorun özgür olabilme isteği belki de. Seçim yapmanın bir kaybediş olduğunu benimsemekten ileri gelen bir parmaklık korkusu... Oysa hayatın kendisi bir parmaklık zaten, bir hücre arkadaşının iyi gelmeyeceğini iddaa edecek durumda mıyız sanki?
Süremiz dolana kadar bu altınlarla kaplı ama kimsenin kaçmasına izin vermeyecek kadar detaycı yaşamın ölümsüz gardiyanlarının hakimiyetindeki görünmez hapishane duvarlarıyla temastayız hep.
Kaçan geri dönemiyor, burada "toprak oldu" diye tanımlıyorlar bir şekilde kaçmayı başaranları; sonra onların bedenlerini-sanki aynı şeyin kendilerine olacağını unutmak istercesine- toprağın en alt kademelerine yatırıyorlar; en son da onların yaşam sürelerinin en önemli iki gününü genelde bir mermerin üzerine yan yana yazarak bildiriyorlar buradaki esirlere zamanın kısırlığını... Böylece o anda toprak altındakilerin ebedi edebiyatının yazımı başlamış ve bitmiş oluyor. Hayat çok komplikeymiş! Bu kadar basit olması insanların canını acıttığı için, onlar bile bile komplikeleştiriyor olmasınlar?
1 yorum:
Yıllar önce bir akşam Beyoğlu'nda yürürken yaşamını Beyoğlu sokaklarında sürdüren bir kişi yanımdan geçerken "Siz hala dünyanın kainatın hapishanesi olduğunu anlamadınız mı" diye bağırmıştı. Yazınız yıllardır aklımdan çıkmayan o cümleyi hatırlattı...
Hakkı Arıkan
www.agzimintadi.com
Yorum Gönder